ATATÜRK İLKELERİ ULUŞÇULUK

 

ATATÜRK İLKELERİ

ULUŞÇULUK

Ümmetçilik kavramı üzerine kurulu Osmanlı İmparatorluğu çökme döneminde Osmanlıcılık, İslamcılık, Turancılık gibi yeni akımlarla kurtarılmaya çalışılmış ancak başarılı olunamamıştır. Ziya Gökalp’in Türk kültürü ve uygarlığı düşüncesinden kaynaklanan Türkçülük zamanla hem İslamcılıktan hem de Turancılıktan uzaklaşarak ”ulus” kavramını oluşturmuştur. Ancak ulusçuluğun asıl ortaya çıkması; tarihte ilk kez Anadolu toprakları yabancı güçlerce işgal edilmesi, azınlıkların Anadolu’dan pay istemesi ve Anadolu halkına yaşama hakkı tanınmamasıyla olmuştur.

Mustafa Kemal ve arkadaşları bu gerçeklerin etkisiyle ilk defa Amasya Bildirisi’nde ”vatan” ve ”ulus” kavramlarını kullanmışlardı. Yunan ordusuna karşı yapılan mücadele sürecinde ”ya bağımsızlık ya ölüm” sloganıyla ulusal bir ordu kurulmuş ve Kurtuluş Savaşı’na ulusal bir anlam verilmiştir. Ulusçuluk kavramı açıklanmak isterse eğer; ”Türk ulusçuluğu, ilerleme ve gelişme yolunda ve uluslararası ilişkilerde, bütün çağdaş uluslara koşut ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte, Türk toplumunun özel yapısını ve başlı başına bağımsız niteliğini saklı tutmaktır” ve yine ulusçuluk kavramı Türkiye sınırları içinde Türkçe konuşan ve Türk kültürü ile yetişenleri birleştiren bir ilke olarak tanımlanabilir

Kemalizm içinde ”milliyetçilik”, bir yandan ulusal bağımsızlığın sağlanması, öte yandan da çağdaşlaşma gereksinimlerini karşılamaya yönelik ideolojik bir öğe oluşturuyordu. Çağdaş bir toplum olmak için önce ulus olmak, uluslaşma aşamasından geçmiş olmak gerekiyordu. Uluslaşma aşaması, çağdaş toplumun temel özelliklerinden olan demokratikliği sağlayabilmek için de bir ön koşuldu.

Çeşitli kaynaklardan beslenen gecikmiş Türk milliyetçilik akımını bir düşünce sistemi içine oturtan kişi Ziya Gökalp olmuştu. Bir yandan ulusal bağımsızlığı sağlamak, öte yandan çağdaş anlamda bir ulus yaratmak gereğine yönelen Mustafa Kemal, elbette ki bu birikimden yararlanmıştır. Ama, aynı zamanda, eylem içinde onu aşmış, kendi damgasını taşıyan bir milliyetçilik anlayışına ulaşmıştır. Bu, sınırlar ötesi hedefler gözetmeyen, ırkçı olmayan, çoğulcu bir milliyetçiliktir.

Atatürk, tüm sömürge durumundaki ülkelerin, kendi deyimiyle ”mazlum milletler’‘in birer birer bağımsızlıklarını kazanacağını çok önceden söylemiş, ulusal kurtuluş savaşının başarısı ile de onlara cesaret vermiştir. Emperyalist devletlere karşı kazanılan bu ilk kurtuluş savaşı, giderek evrensel bir model oluşturmuştur. Kemalist milliyetçilik anlayışının dışa yönelik hedefi, ”çağdaş uluslar topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olmak”tır. Sadece siyasal bağımsızlıkla yetinmeyen, ekonomik bağımsızlığı da içeren bir ”tam bağımsızlık”, bu hedefin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kemalist milliyetçiliğin içe yönelik hedefi ise, çağdaş bir ulus yaratmaktır. Bu ulus, ne ”ırkçı’ ne de ”ümmetçi” bir anlayışı yansıtmaktadır. Atatürk’e göre ulus, ne din ne de ırk temeline dayanır; ulusu yaratan temel öğe, ortak tarih, o ortak tarihin ürünü ortak dil ve sonuç olarak ortak kültürdür. Atatürk ilk TBMM’nde yaptığı bir konuşmada; Türk, Kürt, Laz, Çerkez birlikte bir bütün oluşturduğunu vurgulamış, Kurtuluş Savaşı sırasında hep ”Türkiye Milleti” deyimini kullanmıştır. Daha sonraları karmaşık bir etnik yapıdan kendine güvenen çağdaş bir ulus yaratmak için çaba gösterdiğinde de, örneğin ”Ne mutlu Türk olana” dememiş, ”Ne mutlu Türk’üm diyene” demiştir. O’nun için ”Türk”, Anadolu toprakları üzerinde ”kederde, kıvançta” dayanışma içinde olan insanların adıdır. Orta Asya’daki Türk o milliyetçilik çerçevesinde yer almazken, Anadolu’nun tüm insanları, etnik kökenine bakılmaksızın ulusun bir parçası sayılmaktadır. Atatürk ”Medeni Bilgiler” kitabında şöyle demiştir: ”Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” 1935 yılındaki resmi tanımlamaya göre de, ”ulus, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı yurttaşlardan meydana gelen siyasal ve sosyal bir bütündür.”

Atatürk, ulus kavramından din öğesinin dışlanmasını, dinin ulus dışında ayrı bir olgu olarak değerlendirilmesini ise şöyle savunmuştur: ”Türkler islam dinini kabul etmeden de büyük bir millet idi. Bu dini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de sairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli bağlarını gevşetti; milli heyecanı uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin amacı, bütün milliyetlerin üzerinde, hepsini kapsayan bir ümmet siyaseti idi.”

Milliyetçilik, aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların, dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinmelerini karşılayan bir ideolojidir. Toplum içindeki çıkar çatışmalarına alet edildiğinde tutucu, toplumun dışa karşı ortak yararlarını savunmak için kullanıldığında ilericidir. Başka bir deyişle, toplumdaki bir kesimin başka bir kesimi sömürmesini gözden saklamak amacıyla kullanıldığında tutucudur; ama o toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki bir kesim tarafından sömürülmesine karşı başvurulduğunda ilericidir.

İlerici milliyetçilik insancıldır; insanlara acı vermeyi değil, onların acılarını dindirmeye yöneliktir. İlerici milliyetçilikte, insanları egemenlik altına almak değil, onları egemenlikten kurtarmak amacı vardır. İlerici milliyetçilik, bütün insanların özgürlüğünü ve toplumların eşitliğini savunur. İlerici milliyetçilik, bölücü değil birleştiricidir. İleri milliyetçilik, savaşçı değil barışçıdır; savaşı ancak gerektiğinde, yukarıdaki amaçlar uğruna kabul eder. İşte ilerici milliyetçilik, Kemalist milliyetçiliktir. Bu nitelikleriyle de, çağdaş, evrensel ve kalıcıdır.

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://biyolojidersim.com/ataturk-ilkeleri-ulusculuk/

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.