TRANSGENİK BİTKİLERİN ÜRETİM VE TÜKETİMİNİN KONTROLÜ

 

TRANSGENİK BİTKİLERİN ÜRETİM VE TÜKETİMİNİN KONTROLÜ

Eski zamanlardan beri insanoğlu gerek tarımsal açıdan önemli bitkilerin kalite ve verimini artırma gerekse çevre şartlarının olumsuz etkilerinden koruma gibi konularda araştırmalar yapmaktadır.

Mikroorganizmalar üzerinde ilk gen mühendisliği çalışmalarının yapıldığı 1970′ li yıllarda genetiksel olarak manipüle edilmiş bu canlılar sadece laboratuar ortamında korunmuştur. Çünkü yapısında yabancı DNA parçası taşıyan bu yeni mikroorganizmaların çevreye bırakılmasının doğal denge açısından tehlikeli olabileceği düşüncesi ön plana çıkmıştır. Günümüzde ise artık genetiksel olarak modifiye edilmiş bitkiler laboratuar dışına tarlalara taşınmıştır. Bugüne kadar 4500 den fazla transgenik bitkinin pilot tarla uygulamaları yapılmış olup yaklaşık 40′ dan fazlasının bugün ticari olarak serbest tarla ekimleri yapılmaktadır. 1999 yılı içinde ABD de ekimi yapılan mısır, pamuk ve soya fasulyesinin yaklaşık %50′ si genetiksel olarak modifiye edilmiş türlerden elde edilmiştir. Örneğin 1999 yılı için ABD’ de ticari amaçlı transgenik bitki yetiştirmek için ayrılan alan mısır için 10 milyon hektar, soya fasulyesi için 18.4 milyon hektar ve pamuk için 2.3 milyon hektardır. Ayrıca yaklaşık son iki yıldır transgenik bitkilerin tarımsal kâr amacıyla üretildiği diğer ülkeler Arjantin ve Çin olmuştur. Amerika’da 3.6 milyon hektarlık herbisite dayanıklı soya fasulyesi ekimi yapılmış olup bu da soya fasulyesi ekimi yapılan arazinin yaklaşık %36′ sını teşkil etmektedir. Buna karşın Arjantin’ de ise 4.4 milyon hektarlık alanda ekim yapılmış ve bu da ülkenin soya fasulyesi üretiminin %55’ni oluşturmaktadır. Bu kadar yaygın olarak ekimi yapılan transgenik bitkilerin veya bunlardan elde edilen hammaddelerin tüketimi, kontrolü ve sağlık açısından güvenilirliliği konuları büyük önem teşkil etmektedir. Sağlık ve güvenlik konuları Amerika da hükümet ve ilgili endüstri kuruluşlarının sorumluluğu altındadır.

Japonya transgenik bitkileri daha çok ithal etmekte olup ticari olarak üretimini yapmamaktadır ve bu bitkilerin ülkede kullanımı da Sağlık ve Sosyal Bakanlığının belirlediği kurallara göre olmaktadır. Yeni Zelanda, Avusturya, Güney Afrika gibi ülkelerde de transgenik bitkilerin kullanım, üretim ve ithalat konuları yine ilgili sağlık birimleri tarafından kontrol edilmektedir. Avrupa Birliği’ ne dâhil ülkelerde ise herhangi bir transgenik bitki veya ürünün kullanıma geçirilmesi için ilgili ülkenin bir proje hazırlaması ve bunu Avrupa Birliği ülkeleri ile Bitki Bilimsel Araştırma Komisyonuna sunması gerekir. Alınacak olumlu raporlardan sonra ülkede genetiksel olarak modifiye edilmiş yeni ürünün kullanımı söz konusudur. Örneğin 1998 yılının sonlarına doğru Kuzey Amerika’ da yaklaşık 35, Japonya’da 22, Kanada’ da 48 transgenik bitki ve bunların ürünleri marketlere girmesine karşın bu rakam Avrupa Birliği’ ne üye ülkelerde sadece 8’dir. Ayrıca marketlerde satılan ve transgenik bitkilerden elde edilen ürünlerin kullanıldığı yiyeceklerde etiketlenme konusu da diğer önemli bir noktadır. Tüketim mallarının etiketlenmesinden iki genel beklenti vardır; sağlık ve güvenlik ve tüketimi seçimi. "Organik" veya "GMO" ürünlerinin ayrı ayrı etiketlenmesi ile tüketiciye seçme hakkı tanınmış olacaktır. Dolayısıyla klasik ve modern tarımın yanında, çevre sağlığı, insan sağlığı ve ekolojik dengeyi bozmadan biyolojik verimliliği artırmayı hedefleyen organik tarım anlayışı da geçerliliğini sürdürecektir.

Diğer bir konu ise transgenik tohum üreten firmalar ile çiftçiler arasındaki ekonomik ilişkilerdir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde örneğin herbisitlere, patojenlere dayanıklı bitkilerin tarımında çiftçiler tohum temini için üretici firmalara bağımlı hale gelebilir. Amerika’da herbisit ve pestisitlere dayanıklı soya, domates, patates, mısır gibi genetiksel olarak manipüle edilmiş bitkilerin üretim ve tohum firmalarından birisi kendi patent haklarını korumak için yeni bir yol geliştirmiştir. Suicide seeds yani kendi kendini öldüren tohumlar olarak adlandırılan tohumlar üretmiştir. Tohumun ölümünden sorumlu olan bir toksin proteini üreten gen tarımsal olmayan bir bitkiden izole edilip, bir tarım bitkisinin genomuna transforme edilmiştir. Ayrıca bu öldürücü genin bitki gelişiminin son aşamalarına kadar dormant halde kalmasını sağlayacak iki ayrı gen de bitki genomuna eklenmiştir. Dolayısıyla toksinin bitkiyi değil sadece tohumu etkilemesi sağlanmıştır. Sonuçta meydana gelen tohumlar sterildir, yani tekrar çimlenme yeteneği yoktur. Firmanın geliştirdiği bu son yöntemin amacının sadece patent hakkını korumak mı, yoksa daha fazla kâr elde etmek mi olduğu Amerika ve Avrupa’da tartışma konusu olmuştur.

Bu yazının kalıcı bağlantısı http://biyolojidersim.com/transgenik-bitkilerin-uretim-ve-tuketiminin-kontrolu/

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: